Mekke Anlaşması’ndan Gençliğin İntifadasına

28 Eki 2026

Marks, Komünist Manifesto’yu yazdığı 19. yüzyılda “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor” demişti. Avrupa halklarının monarşilere karşı dalgalandırdığı mücadele bayrağı, 20. yüzyılda emperyalizme karşı savaşan Asya halklarının elinde yükseldi. Bugün, 21. yüzyılda o hayalet tüm dünyayı sarmış durumda. Fransa’dan Arjantin’e, İtalya’dan İspanya’ya, Arnavutluk’tan Belçika’ya, Şili’den Hindistan’a gençliğin elinde aynı bayrak dalgalanıyor: Filistin bayrağı! Yıllar sonra Aksa Tufanı ile Filistin’den yakılan direniş meşalesi bugün tüm dünyayı kasıp kavuruyor.

Gençlik isyanları belki Filistin’e dair taleplerle başlamadı. Ancak boyunlarında kefiye, ellerinde Filistin bayrağı, dillerinde “Hepimiz Gazze’nin Çocuklarıyız” sloganları olan gençliğin en temel talebi “savaşa ve soykırıma değil, eğitime bütçe ayrılması.” Bu talebin yükseldiği ülkelerin çoğu NATO üyesi ülkeler. Bu sene temmuz ayında Ankara’da gerçekleşen NATO zirvesinde alınan “savunma bütçelerini artırma” kararı, emperyalistleri ve onların işbirlikçilerini diğer kamu harcamalarından kısmak zorunda bırakıyor. Daha net ifade etmek gerekirse sözde savunma harcamaları için yapılan kanlı yatırımların faturası halka kesiliyor.

Nitekim Fransa’da Macron hükümeti 54 milyar euroluk kemer sıkma paketi açıklarken savunma bütçesini 6,4 milyar euro artırdı, eğitime ise yalnızca 1,1 milyar euro ayırdı. Üstelik Urgence Palestine ve Palestinian Youth Movement’ın (Filistin Gençlik Hareketi) raporlarına göre Ekim 2023 ile Mart 2026 arasında İsrail’e 525’ten fazla Fransız yapımı askerî teçhizat sevkiyatı gerçekleşti. Sevkiyatların neredeyse tamamının İsrail’in en büyük silah üreticilerinden Elbit Systems’e yapıldığı belirtildi. Bir yanda eğitimden kısılırken silahlanmaya kaynak aktarılması, diğer yanda Fransa’nın İsrail’e askerî desteğini sürdürmesi, devletin önceliklerini açıkça gözler önüne seriyordu.

Bu politikaların bedelini ise her zaman olduğu gibi gençler ve emekçiler ödüyordu. Liselerde çöken tavanlar, farelerin dolaştığı koridorlar, öğretmensiz okullar, kapatılan yemekhaneler, yetersiz sıra ve sandalye sayısı ile giderek kalabalıklaşan sınıflar, eğitimdeki krizin somut göstergeleriydi. Eğitime ayrılan kaynakların yetersizliğiyle gündelik yaşam koşullarının ağırlaşması, liselilerin öfkesini büyütürken bu öfke daha geniş bir kesimle buluşuyordu. Sarı Yelekliler hareketinin ortaya çıkışından sekiz yıl sonra gençliğin isyanı, işçi sınıfının ekonomik krize, polis şiddetine, faşizme ve emperyalizme karşı mücadelesiyle yeniden ortak bir zeminde buluşuyordu.

Bu ortaklığın sembolik örneklerinden biri, 17 Ekim’de Paris’te düzenlenen eylemde görüldü. République Meydanı’ndaki Marianne heykeline, üzerinde “2026, Polis Liselileri Sakat Bırakıyor” yazan sarı bir yelek giydirildi. Böylece liselilere yönelik polis şiddeti, Sarı Yelekliler hareketinin simgesi üzerinden daha geniş bir toplumsal mücadeleyle ilişkilendirildi.

17 Ekim’deki eylem çağrısı yalnızca Fransa ile sınırlı kalmadı, isyan ateşi Avrupa’nın dört bir yanına sıçradı. Aynı gün Belçika’da, İtalya’da, Portekiz’de barınma krizine, sefalet ücretlerine, artan maliyetlere ve haksız savaşlara karşı halklar sokaktaydı. Portekiz’de devam eden eylemler sonucunda 19 Ekim akşamı ordu sokağa indi.

Arnavutluk’ta da aylardır devam eden protestolara ekim ayında öğrencilerin dahil olması eylemlerin şiddetini artırdı, 14 Ekim’de Eğitim Bakanlığı binası ateşe verildi. Aslında Arnavutluk’ta eylemler haziran ayından beri devam ediyor. Trump’ın damadı Jared Kushner’ın Arnavutluk kıyılarında hayata geçirmek istediği lüks turizm projesi, halkın öfkesine sebep oldu. Arnavutluk’un kıyılarına göz diken Jared Kushner, aynı zamanda Trump’ın öncülük ettiği sözde Barış Kurulu’nda yer alarak Gazze’yi yağmalama projelerini de finanse ediyor. Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners’ın hissedarı olduğu İsrailli finans kuruluşu Phoenix Financial da Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yapmıştı.

Arnavutluk’ta halk, ülkenin doğal zenginliklerinin ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda kullanılmasına ve kıyıların talan edilmesine karşı mücadele ediyordu. TC’den de askerî uçaklarla TOMA’ların Arnavutluk’a götürüldüğü Arnavutluk basınında yer aldı.

Bu iş birliği, TC’nin askerî ilişkilerinde de kendisini gösteriyor. TC, 2 Ekim’de Fransa ile ikili askerî ilişkileri güçlendirmeye yönelik Savunma İş Birliği Yol Haritası imzaladı. Emperyalist devletler ve onlarla iş birliği yapan hükümetler arasında çıkar çatışmaları yaşansa da askerî ve ekonomik çıkarların korunması söz konusu olduğunda ortaklıklar kurulabiliyor. Buna karşın egemen siyaset temsilcilerinden Devlet Bahçeli, gençliğe “Fransa’ya heveslenmeyin, Batı emperyalizmine kapılmayın; Türkiye’ye sahip çıkın, Türkiye sizin olsun” diyerek sesleniyor; Erdoğan ” Avrupa’nın kimi ülkelerinde yaşanan olaylardan cesaret alarak benzer bir teşebbüsün hayalini kuranlar varsa şunu bilsinler ki Türkiye sokakta bulunmamıştır, sokağa teslim edilecek bir ülke de değildir” açıklamaları yapıyordu.

Egemenlerin dünyanın herhangi bir yerindeki isyan ateşinde korkuyla açıklamalar yapıp, cüret edenleri tutuklama, gözaltı, kaçırma yoluyla tehdit ederek toplumun geniş bir kesimine mesaj vermeyi amaçladığını görüyoruz. Fransa’ya heveslenmeyin, Türkiye sokağa teslim edilecek bir ülke değildir diyenlerin korkusunu görüyoruz. Korkuyorlar ve halkın öfkesinden korkmakta çok haklılar.

EMPERYALİST SALDIRGANLIK VE UŞAKLIKTA YENİ BİR ANLAŞMA

Tüm bu gelişen süreçle birlikte ağustos ayında TC, Pakistan ve Suudi Arabistan ile birlikte Mekke Anlaşması’na imza attı. Bu “ortak savunma” anlaşmasının egemenlerin bir yılı aşkın süredir attığı barış nutuklarının ardından gelmesi, bir kez daha egemenlerin “barış” süreçlerinin aslında savaşa hazırlık süreci olduğunu kanıtlamıştır.

Filistin’de 3 yıldır vahşice devam eden soykırıma rağmen hala İsrail’e bir kez olsun yapılmayan silahsızlanma baskısı Filistin direniş örgütlerine yapılırken; “Kudüs kırmızı çizgimizdir” diyenlerin açık ihaneti gözler önüne serildi. Şimdi de Mekke Anlaşması gerici saiklerle “Mekke’yi savunuyoruz” propagandasıyla pazarlanıyor.

İslam inancına göre kutsal olan üç topraktan biri olan Mekke adıyla duyurulan anlaşma, açıkça dile getirilmese de İran’a karşı Trump’tan tebrik alan bir hamle olarak hayata geçti. ABD Kongre Üyesi Joe Wilson, 9 Eylül’de yaptığı açıklama ile “Mekke İttifakı”na gönderme yaptı: “Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Husileri yok etme zamanı geldi, Yemen özgürleşmeli.” 16 Eylül’de Suudi Arabistan, Husilerin Mekke’yi İHA’larla hedef aldıklarını ancak İHA’ları düşürdüklerini duyurmasının ardından Husi hareketinden Suudi Arabistan’ı yalanlayan ve teşhir eden açıklama geldi: “Suudi Arabistan, medya gücünü kullanarak gerçekleri çarpıtıyor, suçlarını meşrulaştırıyor, başkalarını da saldırganlığa ortak ediyor ve başarısızlıklarıyla sahadaki yenilgilerini örtbas ediyor.”

Bütün bunları, “Husiler, Mekke’yi vurdu!” yaygarası koparan burjuva feodal medya bilmiyor mu, elbette biliyor. Ancak “zorunlu askerlik” ile silah altına alınan halkın çocukları, emperyalistler ve uşakları tarafından burjuvazinin çıkarları için savaş mezbahasına sokulmak isteniyor.

Emperyalistlerin haksız savaşlarında kanları ve canları ucuz görülen halkın çocukları bir kez daha kurban edilmek isteniyor. Bu yüzden ki yıllardır Suudi Arabistan tarafından abluka altında tutulan dünyanın en yoksul üçüncü ülkesi Yemen için yalan yanlış haberlerle Yemen halkına karşı nefret geliştiriliyor, yapılan ve yapılacak saldırılar kitleler nezdinde meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Her ne kadar Hakan Fidan, “Mekke Anlaşması bir savaş değil, savunma anlaşmasıdır. Asker göndermeyeceğiz” dese de Devlet Bahçeli’nin “Suudi Arabistan için mümkün olan her türlü destek verilmeli” çıkışı adım adım planlanan normalleştirmeyi gözler önüne seriyor. Bahçeli’nin bu açıklamayı yaptığı gün Trump da kendisine yöneltilen “Türkiye’den Yemen’e karşı harekâta katılmasını istiyor musunuz?” sorusuna “Bunu yapabilirim. Bildiğiniz gibi Erdoğan benim çok iyi bir dostum. Türkiye Cumhurbaşkanı’na büyük saygı duyuyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisinden ne istersem yapacağını düşünüyorum” diyerek cevap verdi. Ancak son kertede Yemen’e asker gönderilmesi, Mekke Anlaşması’nın meclisten geçmesine bağlı. Daha önce Irak tezkeresi ile deneyip başaramadıklarını başarmak, Suriye’de kurdukları ABD uşağı yönetimi Yemen’de de kurmak istiyorlar.

ÇÜRÜMÜŞ DÜZENE KARŞI AYAĞA!

Bu noktada gençlik olarak üzerimize büyük sorumluluklar düşüyor. Sorunlarımız dünya gençliğinin sorunlarından farklı değildir. Dünyanın dört bir yanında gençlik bizim de hiç yabancısı olmadığımız koşullara, baskıya, sömürüye; bu kölelik düzenine karşı isyanı kuşanmıştır. Ülkemizde haksız savaşların maliyeti halkın sırtına bindirilirken ülkemizde işçileşme yaşı 10-11’e kadar düşmüş durumdadır. Ucuz işgücüne dönüştürülen çocuklar, her gün iş cinayetlerine kurban ediliyor. Liseden üniversitelere gençlik artık okurken çalışmak zorunda bırakılıyor. Ne doğru düzgün beslenme ne de barınma imkânı bulunmuyor. Yazboz tahtasına dönmüş eğitim sistemiyle gençler rekabet içinde sabah akşam başlarını kaldırmadan sınavlara çalışsın, başka hiçbir gündemi olmasın isteniyor. Genç kadınlar ve LGBTİ+lar erkek egemen devletin cezasızlık politikaları sayesinde “özgürce” katlediliyor. Kendi halkını böylesine ezen bu devletin İsrail’le iş birliğinden geri kalmadığını da biliyoruz. TC’den İsrail’e taşınan Azerbaycan petrolü 3 yıldır soykırımı besliyor. TeknoFest fuarlarında İsrail’e silah üreten firmalar ağırlanıyor, bu firmalarla milyon dolarlık anlaşmalar imzalanıyor.

Dolayısıyla bizler bu saldırıların dünya çapında, bu mücadelenin de enternasyonal olduğunu biliyor; her ülkenin gençliğinin, Lenin’in söylediği gibi önce kendi ülkelerindeki egemenlere karşı mücadele vermesi gerektiğini savunuyoruz. Gassan Kanafani de bunu bize şu sözleriyle hatırlatır: “Emperyalizm vücudunu tüm dünyaya yaymıştır; başı Doğu Asya’da, kalbi Orta Doğu’dadır ve atardamarları Afrika ile Latin Amerika’ya uzanır. Nereye vurursanız vurun, ona zarar verirsiniz ve dünya devrimine hizmet edersiniz”

Bugün gençlik Filistin’de tanklara taş atan çocukların cüretini kuşanarak Avrupa’dan Asya’ya, Afrika’dan Güney Amerika’ya bu çürümüş düzene karşı ayağa kalkmıştır. Fransa’da ayaklanan halk gençliğinin eylemlerde haykırdığı gibi: “İsyan etmek için sebebimiz çok!” Biz de ülkemizde ayağa kalkmalı; bizlere dayatılan sömürü düzenine, güvencesizliğe, geleceksizliğe, canlarımız üzerinden planlanan haksız savaşlara karşı isyan ateşini kuşanmalıyız!

benzer haberler